| Siyasi Samimiyetsizlik |
|
Son günlerde ortaya çıkan kaset skandalları bizlere siyasetimizdeki –dolaylı olarak bizlerdeki- samimiyetsizliği gösterdi. Çirkef görüntülerle halkın önüne çıkan insanlar, kendi hataları üzerine istifa ederken, kraldan çok kralcı olanların onları hala savunması, onları eleştirmek yerine çirkinliği ortaya çıkaranların peşine düşmeleri birinci samimiyetsizlik. Oysa onlara kralı yaşatmak değil ahlakı yaşatmak düşerdi. Evet ortada sorgulanması gereken bir çirkinlik var. Bu çirkinlik de bu olaylardan medet ummak olsa gerek. Başkalarının özel hayatına müdahil olmak, gözetlemek, ifşa etmek… Oldukça çirkin eylemler bunlar. Ama şunu da belirtelim ki bu olaylar sadece siyasiler üzerine oynanmıyor, anımsayınız ki Ali KIRCA’ya ait bir görüntü de internet sitelerine servis edilmişti. Deniz BAYKAL örneğini vermemize gerek bile yok. Ayrıca sadece görüntü olarak da addedilmesi yanlış, sağından soğundan bir çok insanın da ses kayıtları ile mağdur edildiğini biliyoruz. Onlara göre mağduriyet bana göre ise ilahi adalet. Kimin ne olduğunu bilmek istiyorum ben. Sizleri bilemem ama ben oy verdiğim/vermediğim, sonuç itibari ile oyumu istemek için önüme gelen kişi ya da kişilerin nasıl insanlar olduğunu bilmek istiyorum. Kral da değilim kralcı da değilim ama şunu iyi bilin kralı çıplak görürsem onu da belirtirim. Birileri olanca çirkinliği yapıyor, sağda solda rus hayat kadınlarına, iş(?) kadınlarına(!) sağ seçmenin yanar dönerlik destanını yazarken; bunu tartışmak yerine “Yahu bunları da hangi edepsiz çekmiş?” demek oldukça geri planda kalıyor benim için. Olayın çirkinliğini önce tartışırım, olayın ifşa ediliş şeklindeki çirkinliği sonra… Daha adamlar kendini savunmadan, çıkıp birilerinin onları savunmasını da pek akıllıca ve sevimli görmüyorum. Bu şekilde bir savunma güruhuna girişmişlere, insanın “İyi de hırsızın hiç mi suçu yok?” diyesi geliyor. Olanlar olmuş ve bu duruma gelinmişken 15 kurmayından 10 tanesinin çirkinliğinin ortaya çıkarılış şeklini tartışan, oraya buraya pay çıkaran ama kendine hiç pay çıkarmayan, devlete ortaya çıkarması için çağrıda bulunan parti lideri, olayları kendi lehine çevirmek ve mağduriyet havası estirmek adına savcılığa bizi takip eden bir araç var ihbarında bulunuyor. İhbar dosyasında belirtilen aracın güvenlik kameralarının kör noktasın(göremeyeceği noktaya) parkeden, siyah camları sayesinde içi görünmeyen bir araç olduğu, aracın girişte ve çıkışta arkadaşları tarafından resminin çekildiği söyleniyor. Resim Ali KIRCA’nın siyaset meydanında kamuyla paylaşılıyor ama ihbar dosyasında savcılıkla paylaşılmıyor. Samimiyetsizlikte bir halka daha işte, iyi de adamları şikayet ediyorsun ama adamların resmini şikayet ettiğin adama göstermiyor sadece şov amaçlı televizyonlara gösteriyorsun. Hem de savcılığın istemesi üzerine vermiyorsun. Olayı araştıran savcılık manşet manşet ortalıkta dolaşan aracın bir araba satış sitesinden alındığını tespit ediyor ve en ince ayrıntısına kadar kamuyla paylaşıyor. Ve ekliyor soruşturmaya ve araç olayını incelemeye devam ediyoruz. Buradaki nüans şu; savcılık bile bu samimiyetsizliği adamın suratına suratına vuruyor. Olaylar ilerliyor ve yeni kasetler çıkıyor. Herkes birilerini suçluyor. Falanca yaptı filancanın işine yarıyor martavalları dolaşıyor ortada. Bu doğru, bunu birileri yapıyor bu kesin ve birilerinin işine yaramasını/yaramamasını istiyor. Bir kısım kime yaradığını bir kısım kime yaramadığını tartışıyor. Ve bir parti lideri miting meydanlarından bağırıyor “Sayın ERDOĞAN bu işi bulmakla mükelleftir, bu işi kimin yaptığını bulsun eğer başbakansa!” Bu çağrıyı yapan kişi, karşı tarafın olayı seçim malzemesi olarak kullandığı iddiasında bulunuyor. Bu benim açımdan samimiyetsizliktir. Kendisi bir zamanlar bakanların ya da AKP’li milletvekillerinin terör örgütüyle görüştüğü iddiasını seçim malzemesi olarak kullanmıştı, dikkat edin iddiasını. Şimdi karşı tarafın kendisinin belgeli, kasetli, sesli ve konulu(!) iddialarını(!) seçim malzemesi olarak kullandığından şikayet ediyor. Tamam şikayet et de önce sen ona çağrıda bulunuyorsun “Bul bunları, benim adamlarımın kasetini çekenleri bul” diye, adam da buna cevaben kendi yararına olacak şekilde slogan buluyor. Af buyur ama millete malzeme verme o halde, ona buna çağrıda bulunma ve kendi işini kendin çöz kimsede bunu kullanmasın. Ama hayır, kendi çağrıları üzerine de değil, kendi başvuruları üzerine savcılığın başlattığı soruşturmaya, savcının özel daveti üzerine pek sayın mağdurlar(!) teşrif etmiyorlar. Mağdur sıfatıyla (sıfat sözcüğü güzel oldu) ifade vermeye çağrılıyorlar ama gitmiyorlar. Sonrada bul, araştır diye bangır bangır bağırıyorlar. Çirkinlikleri de geçtim bu samimiyetsizlik benim fikrimi bulandırıyor ve bunları kusuyorum. |













