|
Anne bugün on ay oldu oğlun asker olalı. Şafak 150 yani. Az kaldı be anacığım, ağlama sakın tamam mı? “Oğlum uzakta” diye üzülme, bana büyüklerim vatanı korumamı emretti, bundan büyük onur mu olur, gurur duymalısın benimle. Vatan bize emanetmiş anne, öyle söylüyor her sabah komutanım, bir de “vatan sana canım feda” diye haykırıyoruz her sabah. Bu vatana can feda edilmez mi anne! Çok özledim buz gibi pınarımızın suyuna karpuz koyup, közde çay demleyip içmeyi… Bir de Ayşe’yi anne, çok özledim onu, selam söyle olur mu? Varır varmaz kırk gün kırk gece düğün yapacağım ona, söyle o da üzülmesin.
Önceki gece yine silah sesleriyle uyandık. Karakolu basmış teröristler, Aydınlı Musa ile Urfalı Cemal’indi nöbet; öldürmüşler Recep ile Cemal’i. Cemal’in şafak 23’tü anne… Hatırlarsın, babam ava götürmek isterdi beni, ben de silah sesinden çok korktuğumdan gitmek istemezdim babamla. Burada silah sesleri aşımız oldu; ama ben hala korkuyorum, çok korkuyorum anne. Alışamadım silah sesine. Bir de bu onları anlayamıyorum. En yakın arkadaşımdı Yusuf, bilirsin, ortaokuldan. Geçen gün Yusuf’un cesedini getirdi silah arkadaşlarım. Yusuf, dağa çıkmış okuldan sonra. Oysa bütün arkadaşlarımız yaramazlık yaparken Yusuf’la ben İstiklal Marşı’nı haykıra haykıra okurduk Cuma günleri ders bitiminde. Ben öğretmen olmak isterdim, Yusuf ise “polis olacağım ben” derdi hep. Yusuf, polis değil terörist olmuş anne. Annesine söyleme olur mu, çok üzülür sonra… Bir gün o kadar zor geçiyor ki burada. Sakın yanlış anlama anne, gurur duyuyorum kendimle, yurdumuzun savunması bana emanet edildiği için; ama silah sesleri hiç durmuyor be anne. Geçen yine saha taraması için Buzul Dağı’nın her yerini dolaştık. Mayın detektörünü kullanıyordum, en önde. Her an mayına basıp da paramparça olma korkusuyla saatlerce gezmek nasıl bir duygu anne, biliyor musun? Hele bir de hemen her gün bir arkadaşını kaybediyorsan ya da bir arkadaşın yaralanıyorsa? Çok korkuyorum anne… Çok korkuyorum… Yine operasyona çıktığımız bir gün burun buruna geldik teröristlerle, göz gözeydik. Karşında bir insan seni öldürmek için can atıyor… Can almak nasıl bu kadar kolay olabiliyor anne? Gelince anlat bana bunu, tamam mı? Bir de saçımı okşa dizine yatırıp. Burada komutanlarımız bize çok iyi bakıyorlar; ama saçımı okşamıyorlar. Seni çok özledim… Bir de, çok korkuyorum silah seslerinden… Dün gece saat 00.00 oldu, biz de koğuşlarımıza geçtik, uyumak için. Ben de Ayşe’ye mektup yazıp yattım hemen. Rüyamda bir ülke gördüm; insanlar barış içinde yaşıyorlardı. Kimse kimseyi öldürmüyordu o ülkede. Yusuf da polis olmuştu hem, Manisa’da yunus olarak görev yapıyormuş, “ ne hırsız kaldı sayemde, ne arsız…” diyordu telefonda. Celal tezkeresini almış, bana mektup yazıyordu Urfa’dan, “tertip gel de iş kuralım senle,” diyordu. Biz de Musa ile nöbet tutuyorduk; ama silah sesi yoktu anne. Çok rahattım o yüzden, arada bir Recep’e uyarsam kaçamak yapıp birer Samsun içiyorduk. Aramızda kalsın, babama söyleme, o hiç sevmez sigarayı da sigara içeni de, değil mi? Rüyamdan yine silah sesleriyle uyandım anne; ama bu sefer çok yakından geliyordu silah sesleri. Hemen kalktık, silahlarımızı kuşandık. Dışarı vardığımızda on arkadaşımızın yerde kan revan içinde yattığını gördük, Siirtli hemşerim Mehmet de yerdeydi. Kanlar içinde yatıyordu, son bir çabayla bana “saklan toprağım, arkanda.” diyebildi ve Mehmet de şehit oldu. Ne yapacağımı şaşırmıştım, tam arkamı döndüm ki göz göze geldik bir terörist ile. Birkaç saniye kadar bakıştık önce, sonra hemen silahıma davrandım. Ama o da çoktan silahı doğrultmuştu bana. Ölüm geldi o an aklıma anne; ama hiç korkmadım bu kez biliyor musun? Vatan bana emanetti ve vatana canım fedaydı benim. Sonra şehit olacaktım, peygamberin ağuşunda uyuyacaktım hem, niye korkacaktım ki, değil mi? Bir el ateş ettim teröriste, o bana iki el ateş etti. Öldürdüm teröristi. Babam hep “ okuyun da vatana millete yararlı olun.” derdi; ben okuyamadım anne; ama o teröristi öldürdüm. Bu da bir vatan hizmeti değil mi anne… Ben de vatanıma hizmet ettim değil mi anne? Etmedin deme ne olur, çünkü bir daha öyle bir fırsatım olmayacak; teröristin açtığı iki el ateşin biri yüreğime, diğeri ciğerime saplandı anne… Oracıkta can verdim; hiç bağırmadım, sessiz sedasız öldüm anne. Şehit olmuştum çünkü, şehitler ölmez, değil mi anne? Anne senden bir isteğim olacak son kez, artık Ayşe’ye düğün de yapamayacağım, dizine de uzanamayacağım. Anne ne olur oradaki Yusuf’lara söyle, çıkmasınlar dağa, burada bir tek ölüm var anne, ne kurtuluş var, ne özgürlük. Bir tek ölüm var anne, Yusuf’ları kandırıyorlar anne, söyle kanmasınlar. Bak Kürt diyorlar, biz de Kürt’üz; ama hepimiz Türkiyeliyiz değil mi? Polis olsunlar, öğretmen olsunlar, doktor olsunlar; ama dağa çıkmasınlar anne, vatana ihanet etmesinler; yarın öbür gün onlara emanet edilecek vatan, onlara söyle ağlatmasınlar analarını, Yusuf’un annesini ağlattığı gibi… Hakkını helal et anacığım, oğlun emin ellerde, merak etme…
Tunahan Bozkurt
|